Cumhuriyetin Kuruluşundan Günümüze Genel Hatlarıyla Türk Dış Politikası

Giriş

Etkin ve dinamik bir dış politika yapımı için sabit veriler (nüfus, din, dil, kültür, tarih, coğrafya) ile potansiyel verilerin (askeri, ekonomik ve teknolojik kapasite) birbirleri ile uyumlu bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bir ülkenin stratejik zihniyeti, stratejik planlaması ve siyasi iradesinin sağlam temeller üzerine oturtulmuş olması sabit ve potansiyel veriler üzerinde bir çarpan etkisi yaratmaktadır. Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun ‘Stratejik Derinlik’ isimli eserinde ayrıntılı bir şekilde irdelenmiş olan sabit ve potansiyel verilerin, bu unsurlar ile desteklenmesinin, oluşturulmak istenen strateji ve vizyonun, başarılı bir şekilde uygulanması için çok büyük bir öneme sahip olduğu belirtilmektedir.

Sağlam ve kuvvetli sabit veriler ile gün geçtikte daha fazla gelişen potansiyel verilere sahip olan ülkemiz ise maalesef uzun bir süre boyunca dış politika bağlamında etkisiz ve pasif kalmıştır. Türkiye, diplomasideki bu durgunluğunun ve uluslararası arenadaki gelişmelere kayıtsız kalmasının bedelini çoğu kez ağır şekilde ödemiştir. Günümüz itibariyle farklı bir boyut kazanan Türk dış politikası ise bölgesel bir güç olma yolunda çeşitli hamlelerde bulunmaktadır. ‘Komşularla sıfır sorun’ politikası çerçevesinde atılan adımlar bu hamlelerin somut bir örneğini teşkil etmektedir. Bu çalışmada, başlıkta ifade edildiği gibi, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren günümüze kadar geçen süre zarfında Türk dış siyasetinin ana parametreleri ele alınacak ve sonuç kısmında genel bir değerlendirme yapılıp bazı önerilere yer verilecektir.

Atatürk Döneminden II. Cihan Harbi’ne kadar Türk Dış Politikası

Kurtuluş Savaşı’nın ardından ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politika hedeflerinin en tepesinde bağımsızlığın korunması olmuştur. Lozan Antlaşması ile milletlerarası alanda Türkiye’nin tanınması sağlanmış ve bu süreçten sonra ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesi ekseninde barışçıl bir siyaset takip edilmiştir. Bunun altında yatan en temel sebep ise yurt genelinde başlatılan inkılâplardır.

Türkiye, iç politikada oldukça yoğun bir süreçten geçerken, dış politikada da yaşanan gelişmelere kayıtsız kalmamış ve güvenliğini sağlamak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunmuştur.

Kuruluşundan itibaren barışçıl bir politika izlediğini yukarıda belirttiğimiz Türkiye, 1932-33 arası yıllardan itibaren hamleler yapmaya başlamıştır. Nitekim 1933’te Almanya’da Nazilerin iktidara geçmesi ve İtalya’nın Akdeniz ve Balkanlarda ki yayılmacı emelleri sonucunda Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya ile bir anlaşma imzalayarak, Balkan Antantı oluşturulmuş ve Batı sınırlarının güvenliği sağlanmaya çalışılmıştır. 1936’ta ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde Türk hâkimiyetini kısıtlayan maddeler değiştirilmiş ve diplomasideki bu hareketliliği 1937’de oluşturulan Sadabat Paktı izlemiştir. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan bu saldırmazlık paktı ile Doğu ve Güneydoğu sınırları güvence altına alınmıştır. Atatürk dönemi Türk dış politikasının tartışılmaz en büyük başarısı ise Hatay Sorunu’nun çözüme kavuşturulmasıdır. Fransızlar ile imzalanan Ankara Antlaşması sonucunda Türkiye sınırları dışında kalan Hatay’ın ülke topraklarına dâhil edilmesi, Atatürk’ün uyguladığı dış siyaset sayesinde ölümünden kısa bir süre sonra gerçekleşmiştir.

Her ne kadar Atatürk dönemi dış politikası etkin ve atak bir yapıya sahip iken, Atatürk’ün ölümünden sonraki süreç için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Milli Şef dönemi boyunca, birkaç istisna hariç, dünyada ki gelişmelere karşı daima mesafeli durulmuş ve bundan dolayı Türkiye şartların gayet uygun olduğu zamanlarda dahi kendisine ilke edinmiş olduğu izolasyon ve denge politikası sebebiyle bir çok fırsatı kaçırmıştır.

Soğuk Savaş Süreci ve Türkiye’nin Batı’ya Entegre Edilişi

Türkiye, II. Dünya Savaşı’na katılmayarak sonucu belli olmayan bir serüvene girmek istememiştir. Her ne kadar bu hususta dış politika açısından başarılı olunsa da Türkiye, savaşa katılan ülkelerin çoğundan daha zor şartlar altında kalmıştır. Savaşın ardından dengelerin değişip farklı bir düzenin ortaya çıkışı esnasında Türk dış politikası önüne çıkan fırsatları adeta geri tepmiş ve bunun yanı sıra On İki Adanın Yunanistan’a verilmesine göz yumulması en stratejik hatalardan birini oluşturmuştur. Nitekim günümüzde Yunanistan ile yaşanan kıta sahanlığı sorunu göz önünde bulundurulduğunda bu hatanın ne derecede büyük olduğu anlaşılmaktadır.

II. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan iki süper güç arasında yaşanan ideolojik, ekonomik ve jeopolitik çekişmeye verilen isim olan; Soğuk Savaş döneminde Türkiye, Batı safında yer almıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise 1946-47 yılları arasında SSCB’nin Anadolu’dan toprak talep etmesi ve Boğazlara yerleşme arzusundan kaynaklanmıştır.

Marshall Planı ve Truman Doktrini ile Türkiye artık ABD’nin etki alanına girmiş ve Demokrat Parti döneminde Kore’ye gönderilen askerler ile ödenen ‘kan bedeli’ sayesinde 1952’de NATO’ya kabul edilmiştir. NATO üyeliğinden sonra Batı’nın Türk dış politikasındaki önemi ve ağırlığı oldukça artmıştır. Menderes dönemi dış siyasetinde görüldüğü üzere Atatürk’ten kalan miras devam ettirilip, Türk diplomasisinin hantal yapısından kurtulması için büyük çaba sarf edilmiştir. Zira bu dönem içerisinde Batı’da ve Ortadoğu’da oluşturulan Balkan İttifakı ve Bağdat Paktı gibi yeni güvenlik sistemleri Atatürk döneminde rastlanan uygulamalar ile neredeyse bire bir örtüşmektedir. Menderes’in en büyük şansızlığı; bu girişimlerinin tam anlamıyla bir zafere ulaşmamış olmasıdır. SSCB ile Ortadoğu’da Mısır ve Suriye gibi ülkelerin Türkiye’nin öncülüğünde kurulan bu oluşumlara karşı açıktan cephe almaları, alınan başarısızlığın en önemli nedenlerinden biridir. Bu süreçten sonra Türkiye’nin özellikle iç dinamiklerindeki karışıklıklar sebebiyle, yeniden kabuğuna çekilmesi, Milli Şef dönemindeki pasif ve her şeyi sineye çeken dış politika anlayışının yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştur. 1960- 80 arası Türk dış politikasının ana eksenini ise Kıbrıs meselesi oluşturmuş ve dış politika ajandasındaki diğer alanlar ihmal edilmiştir.

Günümüzde Şekillendirilen Yeni Türk Vizyonu

Yıllarca, özellikle ideolojik kaygılar ve gereksiz yere yapılan düşman tanımlamaları sebebiyle, hiçbir etkinlik gösteremeyen ve pasifliğe mahkûm edilen Türk dış siyaseti kısa bir süre önce Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığına getirilmesiyle farklı bir seyir kazanmıştır. Ahmet Davutoğlu’nun şahsında birleşen yeni dış politika zihniyeti komşularla ilişkilerin en üst düzeye çıkarılması ve Türkiye’nin bölgesinde bir güç olma idealini, sağlamayı amaç edinmiştir. Öte yandan Türkiye artık dünyada ki gelişmelere kayıtsız kalmayıp, saygın bir konuma doğru ilerlemektedir. Çeşitli ülkeler ile vizelerin karşılıklı olarak kaldırılması, aralarında sorunlar bulunan ülkelerin Türkiye’nin arabuluculuğunu talep etmesi ve Türkiye’nin gün geçtikçe gıpta ile bakılan bir ülke haline dönüşmesi, yeni Türk dış politikasının başarılarından bir kısmını sergilemektedir. Tarihsel bağlarımızın oldukça kuvvetli olup ‘rengimizi’ dahi verdiğimiz Ortadoğu coğrafyasını yıllarca ihmal etmemizin ardından günümüz itibariyle atılan adımlar ile burada oluşan ‘olumsuz’ imajımız düzeltilmiş ve Türkiye artık bölgenin en önemli ülkesi konumuna gelmiştir. Türk dış politikası yıllar sonra ilk defa sabit verilerini etkili bir şekilde kullanmayı başarmıştır.

Türk diplomasisi, kolları Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya’da aktif bir şekilde hareket ederek edilgenliğinden kurtulmuş ve etkin bir hal alarak, belirleyici bir nitelik kazanmıştır. Türkiye’nin ekseni kaymaktan ziyade artık oturmuş bulunmaktadır.

Eksen kayması tartışmaları dış politikanın git gide bağımsızlaşması sonucu ortaya çıkmıştır. Buradaki soru işareti, Türkiye’nin Batı’dan kopup kopmadığıdır. Nitekim Türk dış politikasının daima Avrupa odaklı olmasına alışmış bulunan Batı ailesi, gün geçtikçe farklı bölgelerde faaliyette bulunan Türkiye’nin bu yeni vizyonundan endişe duymaktadır çünkü Türkiye, Batı’nın içine kabul etmemesine rağmen asla vazgeçemeyeceği bir ülkedir. Türkiye’nin ise tamamen radikal bir şekilde farklı bir boyuta geçip eksen değiştirdiğini söylemek doğru olmayacaktır. Batı’nın tüm çifte standardına rağmen halen Avrupa Birliği üyeliği için çalışmalara itinayla devam edilmesi eksen kaydımı yoksa kaymadı mı sorusuna bir cevap niteliğindedir.

Sonuç

Türkiye’nin bugün stratejik zihniyeti gelişmiş ve ufku açılmıştır. Önemli olan işe ‘Türk gibi başlayıp, Türk gibi bitirmemektir.’ Bu ise yeni dış politika stratejisinin bir devlet politikası haline dönüştürülmesi ile sağlanabilir. İktidara geçen her hükümet tamamen farklı bir dış politika anlayışı ile hareket etmek yerine yeniden şekillendirilen vizyonun üstüne artı değerler katacak yöntemlere başvurmalıdır. Sürekli karakter değiştiren bir insan nasıl dengesiz olarak tabir edilirse yine aynı şekilde devamlı farklı bir yapıya bürünen dış siyasette dengesini kaybeder ve hiçbir şekilde verim alınamaz. Bunun için böyle bir sorunun ortaya çıkmasına asla izin verilmemelidir.

Bir diğer hususa değinecek olursak, yukarıda ki satırlarda yeni Türk vizyonunun Ahmet Davutoğlu’nun şahsında birleştiğini belirtmiştik. Davutoğlu’nun bu yeni dış politika anlayışının baş mimarı olduğu tartışmasız çok açık ve net bir şekilde görülmektedir. Fakat ilerleyen periyotlarda dış siyasetin gidişatının sadece Dışişleri Bakanı’nın üzerine yüklenmesi devamlılık açısından önemli sorunlara neden olabilir. Bu nedenle toplumun bilinçlendirilmesi ve belirlenen stratejilerin sürekli olarak beslenebilmesi açısından çeşitli kurumlara ve özellikle think-thank’lere (düşünce kuruluşları) kritik bir rol düşmektedir. Her ne kadar düşünce kuruluşlarının sayısında son yıllarda ki artışlar olumlu bir gelişme olsa da bu durum ile yetinilmemeli ve bu gibi kuruluşların sayıları artırılıp çalışmaları teşvik edilmelidir. Böylece eski devlet bakanı ve emekli büyükelçi Kamran İnan’ın tabiriyle ‘Hayır Diyebilen Türkiye’nin’ temelleri sağlamlaşacak ve Türkiye etkin rolüne devam edebilecektir.

Cafer Tayyar Karadağ

Kocaeli Üniversitesi – Uluslar arası İlişkiler / Lisans Öğrencisi

KOUSAM – Avrupa Masası Üyesi

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Hello world!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Posted in Uncategorized | 1 Comment